17 Eylül 2012 Pazartesi

"Ne zaman bitirmiştin içinde beni? Hangi yolda, hangi kentte, hangi gece yolculuğunda?"

"Sorular ve kuşkular, akla ve yüreğe bir kez yerleşti mi, antika eşyayı içten içe kemiren bir tahta kurdu gibi, insanın içini sessizce boşaltıyor.
***
Ve sonra bir gün, yaramın iyileşmeye başladığını önce isyan, sonra keder, sonra hüzünle fark ediyorum. Ne korkunç! Seni unutmaya başlıyorum.
***
Şehirden şehre uzanan o yollar; gece otobüslerinin ter, nefes, konyak, leblebi, karanfil karışımı kokusu; büyük ütopyanın yeryüzüne yansıması olan örgüt çalışmaları, işçi eğitimleri, öğrenci yürüyüşleri miydi tutkun olduğum, yoksa sen miydin?
***
Konuşur, konuşur, konuşurduk; söz hiç bitmezdi. Bir yandan sevişirken, bir yandan şeftali ya da portakal yerdim.
***
Az konuşuyordu, oysa çok konuşurdu; her zaman anlatacak, soracak bir şeyleri vardı. gündelik yaşamı sükunet ve doğallıkla sürdürüyor, soru sormuyor, eleştirmiyor, tartışmıyor, evin içinde bir kedi kadar sessiz ve yumuşak geziniyordu.
***
Aşkın, her şeyi istemek ve her şeyi vermek demek olduğunu anlayabilecek; aşkı, hem kendisini hem de karşısındakini sonuna kadar tüketerek yaşayabilecek yapıda değildi. Orta yolcu, mazbut çocuk...
***
Şehirlerin bağımsız hayatları olduğunu, terk edilmeye dayanamadıklarını, kendi evlatlarını yiyebileceklerini, ihanet ve intihar edebileceklerini henüz bilmiyorlardı.
***
Tüm süslerden arındırılıp en temeline, özüne indirgenirse; varoluşun anlamını sorgulamakla geçen bir ömrün sonunda, yaşamın var olmaktan başka anlamı bulunmadığını kavramanın gülünç saçmalığı."

                                                                             (Hiçbiryer'e Dönüş/Oya Baydar)

28 Haziran 2012 Perşembe

"Simgeler önemli." dedi.



                ''Kelimelere bizim yüklediğimiz biraz özel, biraz da saplantılı anlamlar.'' (Enis Batur/ Perişey)

20 Haziran 2012 Çarşamba

''Gece, insanların içinde uyuklayan korkuları uyandırdı; onları uyanık tuttu. Onları, yani hem insanları, hem korkularını.''

''Sonra soyunmağa başlayacak insanlar. Gecenin açtığı yaralar biraz daha acısın diye.
***
Hepimiz birden konuşmalıyız. Öyle ki dünyayı elimde tutabildiğime, dünyayı elimden, parmaklarımın arasından kaçırmadığıma inanabileyim, kanabileyim. Kaçarsa her şey biter çünkü.
***
İnsanlar yavaş yavaş vazgeçeceklerdi elbet, gerekmedikçe evlerinden çıkmaktan.
***
Gece nerede, hangi anda başlar?
***
Öpüp durduğum bu bacaklar, bu gövde, bu eller, bu yüz, bu geceden hemen ya da çok sonra, bu yataktan az ya da çok uzakta, katilim, ölümüm kılığına giremez mi?
***
Oysa ''gece'', şişirilmeden de, etkili bir sözcük olabilirdi.içimizdeki hayvanı ürperten...
***
Ne düşlesek, nasıl düşler görsek, yapıntılarımızı nasıl kursak ki bundan böyle? Ne yaparsak yapalım, gerçeklikte olup bitenler bizim her türlü düşümüzü, düşlememizi, yapıntımızı fersah fersah geride bırakıyor.
***
Her yanımda yapış yapış bir acı, çok eski, koyu bir koku. Işık yavaş yavaş kararırken ben, benim artık, kırılmış her parçanın içerisinde. Aynada tanıyamadığım ben. Binlerce parça. Artık ben de olmayan yüz binlerce parça.
***
Bunları yazmakla çıldırmaktan kurtulunur mu?''

(Bilge Karasu/Gece)

15 Nisan 2012 Pazar

çiçekli kafalar

#çiçeklikafalar kolajı
                                        çünkü hayat arkadaşlarlayken güzelmiş gibi oluyor.

9 Nisan 2012 Pazartesi

''uzanıp öpsem onu.özleyeceğim bütün geceler ve gündüzler için öpsem.''



''bir tarihte küçük bir kıyı kentinde bir şeyleri,birilerini,bir temmuz sabahının buğusu içinde bırakır gidersiniz.odanızı,gözyaşlarınızı,sesinizi,anılarınızı,ellerinizin değdiği her şeyi,denizin uğultusunu,uykusuz gecelerinizi,eski ayakkabılarınızı,sevdiklerinizi,sevmediklerinizi.masanızı,dolabınızı,birikmiş gereksiz kağıtları.incecik bir adamı...
**
uzun süren aylar vardır.geçmeyen saatler,yerinde sayan günler.geçen baharı böyle yaşadım.geçen bahar her şey çok uzadı.ağaçlar geç çiçeklendi,yağmurlar dinmek bilmedi.yaya geçitlerinde yeşil ışığı beklemek saatler sürdü.bir yerden bir yere gitmek yıllarımı aldı.baş ağrılarımı dindiremedim.geceler gereksiz yere ikiye üçe katlandı durdu.
**
kilolarca tütün içtim.zaman çok uzundu,her şey çok uzundu...içimin zehrini akıtamadım...
**
geceyi istemiyorum.zaman duruyor gecede.hasta gibi oluyorum.yorgun ve amaçsız.kalakalıyorum tek başıma,çözülüyorum.yalnız ve akacağım yeri bilmiyormuşum gibi akıyorum.''

27 Mart 2012 Salı

Sevgilim, kim bu kadın?

Onun sana narım demesine sinir oluyorum.
Tikim belki bu benim.
Gecenin bir yarısı gelip gitmeler...
Sorgusuz, sualsiz
"Ben geldim." demeden,
kapıyı tıklatmadan.
Sonra dönüp durmalar...
Bir türlü beğenmemeler hiçbir şeyi..
-Ellerim titriyor işte bak,
hatırlamaya bile gelemiyorum-
Onun sana;
"Buzdolabında soğuk su kalmamış, yüzünde renk kalmamış, sesinde sesim kalmamış.’ der gibi bakmasına dayanamıyorum.
Hem sonra,
ne zaman sana gelsem;
elimde en sevdiğim kitap,
boyalarım,
bir kaç temiz sayfa,
ve sokaktan getirdiklerimle;
kimi zaman bir taş,
kimi zaman bir kedi,
kimi zaman kuru bir yaprak...
-Ne diyorduk?-
Ne zaman sana gelsem
kucak dolusu birikmişlikle,
ağzıma kadar anlatacaklarımla doluyken,
belki kavga etmişken annemle,
belki sinemadan çıkmışken biraz evvel,
belki gülmüşken ağız dolusu...
-Neyse işte-
Sana geldiğimde orada onu görmek;
kaşları hafifçe yukarı kalkmış,
sorgular,irdeler,süzer gibi bakışlarını hissetmek
deli ediyor beni.
Ve her defasında sormayı unutuyorum; 
-Sevgilim,kim bu kadın?