*albayım beni nezahat ile evlendir/ilhami algör
16 Ekim 2012 Salı
Being John Malkovich etkisi
Oturmuş defterime şunları yazıyorum;
"Uykusuzluk; bol kahve, bol sigara, bol kitap ve bol film tüketenlerin derdi. Ya da sürekli bir suçluluk duygusuyla yaşamanın yan etkisi. Öyle bir suçluluk ki, sebebi büyük ihtimalle varoluşa dayanır."
Derken, sabaha karşı hala uyanık olduğumu sezinleyen annemin odamın kapısında belirmesiyle beylik laflara son verip yatağıma giriyorum. Göz kapaklarımın birinde bir kilo demir, birinde bir kilo pamuk; son bir gayret yere düşmüş pikenin ucunu kavramaya çalışırken, yatakla duvar arasındaki o gereksiz boşluğa yuvarlanıyorum. Aslında yuvarlanmaktan ziyade,kendi kendime, günler önce alınmış bir uçan balonun her geçen gün yere daha çok yaklaşmasını anlatan bir kısa film çekiyorum, desem daha doğru . Düşüşüm, havası kaçayazmış balonun zeminle ilk teması gibi yumuşak ve sektiren cinsten oluyor çünkü.
O an bir tuhaflık seziyorum ama bunun, demir-pamuk bilmecesinin ve varoluşsal problemlerin uykusuzlukla birleşince yarattığı afallatıcı bir etki olduğunu düşünüyorum. Süresi hakkında hiçbir fikir yürütemediğim bir zaman sonunda yerden kalkıp yatağıma geçmeye yeltenirken, uğruna tepetaklak olduğum pikemin ucunun kalorifer peteğinin altına sıkıştığını görüyor ve çekiştiriyorum. Pike ben çektikçe uzuyor. Çareyi elimi peteğin altına sokmakta buluyorum. Ve kolumun, henüz doğal gaz mevsimi gelmediği için açık olmaması gereken peteğin altında ısındığını hissediyorum. Isınmak ne kelime, eriyip bir alt kata akıyor sanki. Çekiyorum, çekiyorum gelmiyor. Sonunda kurtarabildiğimde ise, kolumun artık 5 metre uzunluğunda olduğunu fark ediyorum üzülerek.
Uykum var, delirdiğimi düşünüyorum ve sanırım biraz da korkuyorum. Ama pikeye ve koluma bunları yapan şeye duyduğum öfke hepsine ağır basıyor ve yüzleşme isteğiyle, eğilip kaloriferin altına bakıyorum. İşte o an, duvarda kocaman bir delik görüyorum. Saniyeler içinde yaptığım fayda analizinde delikten geçmemenin yaratacağı pişmanlık olasılığı ağır basıyor ve bu gizeme daha fazla direnemiyorum.
Karanlık ama fazla uzun olmayan bir tünelden geçip dışarı çıktığımda ise, yan komşunun evinde olduğumu fark ediyorum. Fakat tek değişiklik bu değil; tarif edilemez sırt ağrıları çekiyorum ve ellerim titriyor, hareketlerimde de gözle görülür bir yavaşlama var. Evin içinde dolanıyorum, benden başka kimse yok. Bu biraz tuhaf çünkü burada yaşayan yaşlı teyze pek dışarı çıkmaz. Sabahın köründe beni karşısında görmediği için seviniyorum ama yine de bir yalnızlık çöküyor üzerime. Bir an önce delikten geçip odama dönmeyi isterken kendimi yorgun bir biçimde balkonda oturur halde buluyorum.
'Çiçeklere su vermeli.' diye düşünüyorum yoldan geçen tek tük insanlara bakarken.
Sonra kalkıp kahvaltı hazırlıyorum.
Çay demlendiğinde ise, odama bir daha geri dönemeyeceğimi anlıyorum.
Çünkü artık 86 yaşındayım, dişlerim yok ve oğlum öldüğünden beri saçlarımı boyatmıyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder